Sanat Sanat İçin Mi, Sanat Toplum İçin Mi?

Edebiyat başta olmak üzere sanatın birçok alanında yıllardır süregelen ve objektif bir cevabı asla olmayan bir sorudur bu.

Sanat Sanat İçin Mi, Sanat Toplum İçin Mi?
Sanat Sanat İçin Mi, Sanat Toplum İçin Mi?

Edebiyat başta olmak üzere sanatın birçok alanında yıllardır süregelen ve objektif bir cevabı asla olmayan bir sorudur bu. Esasında ben bu soruyu edebî çerçevede kendi penceremden değerlendireceğim. Bunun için de “sanat” ve “toplum” gibi kavramları ayrı ayrı ele almak daha doğru olacaktır.

Sanat, insanların duygularını, düşüncelerini, gözlemlerini, yeteneklerini estetik bir anlayışla eserlerinde yaratıcılık unsuru da ekleyerek ifade etmesidir. Resim, edebiyat, tiyatro, sinema ve seramik gibi birçok dalı vardır.

Toplum ise sanatçı ve eseri için olmazsa olmaz bir unsurdur. Sanatçının yaşadığı toplumda var olan normlar, coğrafi koşullar, siyasî ve kültürel yapı gibi unsurlar sanatçının eserlerine ister istemez yansır.

SANAT TOPLUM İÇİNDİR DİYENLER

Özellikle edebiyat dünyasında “toplum için sanat mı, sanat için sanat mı?” sorusu çok tartışılmıştır. Türk edebiyatında Tanzimat 1. dönem sanatçıları (Namık Kemal, Ziya Paşa), Milli Edebiyat dönemi, Hececiler ve toplumcu gerçekçiler diye tabir edilen Nazım Hikmet, Rıfat Ilgaz, Yaşar Kemal, Orhan Kemal gibi önemli isimler bu görüşü savunmuştur.

Uluslararası alanda da “toplum için sanat” fikrini savunanlar, toplumun çirkinliklerini ve olumsuzluklarını natüralizm (doğalcılık) felsefesiyle eserlerinde yansıtmayı amaçlamışlardır. Bertolt Brecht gibi sanatçılar, eserlerinin esas amacının kendilerini toplumun sesi bir temsilcisi olarak gördüklerinden, toplumsal aksaklıkları yansıtarak topluma seslenmek olduğunu vurgulamışlardır.

SANAT SANAT İÇİNDİR ANLAYIŞINI BENİMSEYENLER

Türk edebiyatında İkinci Tanzimat / Recaizade Mahmut Ekrem, Servet-i Fünun ve Fecr-i Âti toplulukları bu anlayışı benimsemiştir. Tevfik Fikret, Ahmet Haşim, Halit Ziya Uşaklıgil, Cenap Şahabettin gibi isimler bu görüşün en önemli temsilcilerindendir. Bunların yanı sıra Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal Beyatlı gibi önemli şairler de bu anlayışı benimsemiştir.

Bu anlayışta toplumsal kaygıdan ziyade estetik ve biçime daha çok önem verilmiştir. Ahmet Haşim’in “Sanat şahsî ve muhteremdir” cümlesi bu görüşü en net şekilde özetler.

Dünya edebiyatında da parnasizm ve sembolizm gibi akımların neticesinde benzer bir anlayış benimsenmiştir. Parnasizmin temsilcileri, toplumsal konulara tamamen sırt çevirerek Tevfik Fikret, Halit Ziya, Cenap Şahabettin gibi isimleri etkilemiştir. Öyle ki bu isimler eserlerinde toplumcuların aksine anlaşılır bir dil kullanmak yerine Fransızca ağırlıklı ağır bir dil kullanmışlardır. “Toplum anlamasa da olur, biz anlayalım yeter” kafasındadırlar.

SON SÖZ

Bütün bunların ışığında bu derin mevzuya bakış açım şu yöndedir: Sanat, sanat için de olmalı, toplum için de olmalıdır. Yani edebî eser oluştururken biçime ve estetiğe önem verilebilir ama sanatçı eserinde toplumdan tamamen kopuk, tamamen bireysel bir tutum sergileyip topluma sırtını dönerse bu kabul edilebilir bir durum değildir. Özellikle dil konusunda taviz verilmemeli; anlaşılır bir dil kullanmaya özen gösterilmelidir. Bu yapıldığı sürece kitlelere ulaşması da sanatçının da eserinin de kitlelere ulaşması daha kolay olur. Aksi takdirde özgünlüğü ve kalıcılığı yakalayamaz.