Futbol Ülkesi

Son yıllarda ülkemiz, sporun farklı branşlarında elde ettiği başarılarla haklı bir gurur yaşıyor.

Futbol Ülkesi
Futbol Ülkesi
Son yıllarda ülkemiz, sporun farklı branşlarında elde ettiği başarılarla haklı bir gurur yaşıyor. Voleybolda Avrupa ve dünya çapında gelen kupalar, basketbolda milli takımlar düzeyinde ve kulüp bazında yakalanan istikrar, Türk sporunun potansiyelini açıkça ortaya koyuyor. Ancak konu en sevdiğimiz, en çok yatırım yaptığımız branş olan futbola geldiğinde tablo ne yazık ki aynı parlaklıkta değil. Gerek milli takımlar düzeyinde gerekse kulüpler bazında bir türlü sürdürülebilir başarı yakalayamıyor olmamız, ister istemez şu soruyu sorduruyor: Bu kadar yatırım yaparken neden karşılığını alamıyoruz?
Bu sorunun bu kadar sık ve yüksek sesle sorulmasının temel nedeni, futbola duyulan büyük sevgiyle birlikte bu alana aktarılan devasa maddi kaynaklar. Futbol, ülkemizde açık ara en çok izlenen, en çok konuşulan ve en çok para harcanan spor dalı. Ancak işin ironik yanı şu ki, yapılan yatırımlar ile elde edilen sonuçlar arasındaki makas en fazla futbolda açılıyor. Voleybol ve basketbola kıyasla çok daha fazla kaynak ayrılmasına rağmen, bu branşlara göre çok daha kırılgan ve geçici başarılar elde ediliyor.
Bunun temel sebebi ise kaynakların doğru kullanılmaması. Doğru kullanım derken kastedilen yalnızca transfer bütçeleri ya da yıldız oyuncular değil; esas mesele altyapı, planlama ve sabır. Futbolda altyapıya yapılan yatırım, voleybol ve basketbolun çok gerisinde. Çünkü futbol camiası, başarıyı kısa vadede isteyen, beklemeye tahammülü olmayan bir yapıya sahip. Mantık genellikle şu şekilde işliyor: “Bas parayı, al oyuncuyu. Kim uğraşacak gençlerle?”
Bu zihniyet sürdüğü sürece, günümüz futbolunda kalıcı başarı yakalamak neredeyse imkânsız. Özellikle her şeyin artık para üzerinden şekillendiği modern futbolda, plansız harcamalar sadece günü kurtarıyor; yarını ise daha da zor hale getiriyor. Her sezon sil baştan yapılan kadrolar, değişen teknik direktörler ve sürekli ertelenen altyapı projeleri, futbolun kronik sorunları haline gelmiş durumda.
Öte yandan voleybol ve basketbolda yakalanan başarının tesadüf olmadığı çok açık. Bu branşlarda yıllara yayılan altyapı çalışmaları, sabırlı planlama ve insan kaynağına duyulan güven ön plana çıkıyor. Daha sınırlı maddi imkânlara sahip olunduğunda, eldeki kaynağı doğru kullanma zorunluluğu doğuyor. Bu da uzun vadede istikrarı ve sürdürülebilir başarıyı beraberinde getiriyor.
Futbolda ise bolluk, beraberinde savurganlığı getiriyor. Har vurup harman savrulan bütçeler, günü kurtaran transferler ve vitrin odaklı hamleler nedeniyle bir türlü kalıcı bir yapı inşa edilemiyor. Bu yüzden de yıllardır hayalini kurduğumuz İngiltere, Almanya, İtalya gibi “futbol ülkeleri” arasına giremiyoruz. Onların farkı, bizden daha zengin olmaları değil; kaynaklarını daha akılcı, planlı ve sabırlı kullanmaları.
Yine de umutsuz olmak için bir sebep yok. Futbola ayrılan maddi kaynaklar doğru bir planlama ile kullanılır, altyapıya gerçek anlamda yatırım yapılır ve Türk insanının potansiyeline güvenilirse, uzun vadede bu ülkenin bir futbol ülkesi olmaması için hiçbir neden yok. Yeter ki kısa vadeli başarı hırsından vazgeçip, geleceği inşa etmeyi gerçekten isteyelim.