Tan Can –Hırsızlar - Hazarlar

“Biz kitabını yazarız ama siz ancak benden çalabilirsiniz... Utamaz hırsız herifler” Tan Can

Tan Can –Hırsızlar - Hazarlar
Tan Can –Hırsızlar - Hazarlar

Tan Can’ı tarih konulu yazılarından uzun zamandır tanıyordum. Bir de Hazarlar ve diğer halklarla bağları üzerine kitap yazdı: “Hazarya’da Çiçekler Kızıl Açar (Aşkenazların Gerçek Tarihi) Hazarya’dan Rus Kağanlığı’na ve Viking Çağı’na Örülen Ağ”

Kitap büyük ilgi gördü. 3. Baskısını yapmaya hazırlanıyor. Ben Mart 2023 tarihli ilk baskısını okudum. O da ilginç bir şekilde başladı. Sağ olsun ilk çıktığında bana imzalı olarak göndermişti. O sıra Ankara’daydım. Gönderdiğini bana bildirdi. Bekle bekle yok... Gelirken yolda kaçırdılar kitabı... Bulamadık.

HIRSIZLAR

Benden tüm kitabı yürüttüler, içinden de bilgileri çalıyorlar. Tan Can çok kızıyor bu hırsızlık işine. Zaman zaman Facebook hesabında veryansın ediyor.

Bir de kaynakları çalıp kendilerinin yapıveren sözde araştırmacılar var. Başkasının kitabında yer alan bir bilgiyi ve o bilgi hakkında verdiği kaynağı sahipleniyorlar.

“Ben senin kitabından almadım ki o bilgiyi, başka kaynaktan aldım”... Ama o kaynağı ve bilgiyi nereden edindiğinizi yazmanız gerekirdi.

Örneğin Strahlenberg bir yerde Türkçenin Avrupa dilleriyle benzeştiğini söylüyor. Lagerbring bunu kaynak göstererek kitabına alıyor. Abdullah Gürgün de Lagerbring’den kaynak vererek kendi kitabına alıyor. Gürgün “Türkçeyle Avrupa dillerinin benzeştiğini tesadüfen öğrendim” diyemez. Gürgün’ün bu bilgiyi Strahlenberg’in verdiğini ve Lagerbring’in oradan aktardığını açık seçik belirtmesi gerekiyor. Bir başkası da Abdullah Gürgün’den alırsa o da bunu açık seçik yazmak zorunda. Yani bilginin hangi kaynaktan aktarıldığının açık seçik görülmesi gerekiyor. Yoksa intihal oluyor.

Bunun ispatı çoğu kez çok zor. “İntihalin belgesi mi olurmuş?” misali... İspatlayamazsanız yasal bir yaptırım da mümkün değildir. Ama etik olarak yanlıştır; ayıplanır. Hırsız damgası yersiniz.

Tan Can’ın en son paylaştığı Biz kitabını yazarız ama siz ancak benden çalabilirsiniz... Utanmaz hırsız herifler” yazılı paylaşımın altına şu yorumu yaptım:

“Her hırsızlık için dava açmak gerek. Yoksa bunun önü alınmaz. Ne var ki, işi gücü bırakıp zaman ve para harcamak da insanın zoruna gidiyor. Ben de yaka silkiyorum bunlardan. Adam doçent olmuş. Bir yazı görüyor, bir takla attırıyor, bir iki de başka kaynak bulup koyuyor. Ciddi bir dergide yayınlıyor. Dergi işi gücü yok, koskoca doçentin yazısını mı araştıracak? Artist, mis gibi üstüne oturuyor. Ama en azından böyle teşhir etmeli bunları”.

Evet maskelerini indirmeli. Başka çare yok.

İntihal ve korsan yayın, akademik ve yayın hayatımızın en büyük sorunu durumunda.

HAZARYA’DA ÇİÇEKLER KIZIL AÇAR

Kitap hakkında uzun zamandır yazmak istiyordum, söz açılmışken o işi de aradan çıkaralım.

Araştırmacı Yazar Tan Can, Atatürk’ün, millet şuuru oluşturabilmek için tarih bilinci olması gerektiğini çok iyi bildiğinin altını çiziyor. O nedenle Türk tarih tezlerine önem verdiğini, okuduğu kitapların yüzde yetmişinin tarih kitapları olduğunu vurguluyor. Can, neden Hazar tarihine yönelmeyi yeğlediğini de şu sözlerle açıklıyor:

“[Atatürk’ün] Son vasiyeti bile Türk Tarih Tezinin tamamlanması idi. Ben bir yurttaş ve Türk olarak bunu yerine getirmeye çalıştım. Hazar Tarihi olmadan her bir Türk tarihi yarım kalır”.

Tan Can Hazarya’da Çiçekler Kızıl Açar kitabında Hazar Tarihini oldukça geniş bir yelpazede ele almış. Hazarlar, Hazar tarihi, Hazarların başka halklarla bağları, akrabalıkları çok ayrıntılı bir şekilde işlenmiş. Yeni baskılarda daha da genişletmiş. Bu kadar ayrıntı ve değişik konu kitabın hem güçlü hem zayıf yanı. Bir yanda yoğun ve ezber bozan değerli bilgiler öte yanda ilginizi çeken bir konuya yoğunlaşamamak var. Sanki çilingir sofrası mübarek. Saki de münazara yapar gibi anlattıkça anlatıyor. Arada bir, “çıkın meydana, tartışalım” diye nara atıp meydan okuyor. Kitap bitince sarhoş kalkıyorsunuz başından. 

Eser dokuz bölümden oluşuyor. Hazarların ortaya çıkışı, imparatorluk kurmaları, Rus Kağanlığının ortaya çıkışı, Yahudiliği seçmeleri, Aşkenazların kökenleri, Yiddiş dili, gen araştırmaları, Vikinglerle, Bizanslarla, Selçuklularla ilişkiler vb pek çok konu. Her biri ayrı kitap olacak cinsten. Ve yazar Hazarlarla ilgili altı  kitap daha yayınlamayı planlıyor.

Yeni baskıları genişletiyor. Kitaplar bir dergiyi ya da  ansiklopediyi andırıyor. Buna bir çeşit ansiklopedi sistemi bulunmalı. Ya da filmcilerin dediği, “kill your darlings (sevgililerini öldür)” deyip kitapları daha az konuda yoğunlaştırmalı ve kitap sayısını arttırmalı. Yedi yerine on olsun. Bu durumda tarih meraklısı okuyucu için mükemmel bir Hazar Ansiklopedisi ortaya çıkar.

YENİ YENİ AYRINTILAR

Tan Can bulguları konusunda videolar da yapıyor. Çok ilginç bilgiler veriyor. Geçenlerde Viyana’da Siyonizmin kurulduğu ev ile ilgili bir videosunu izledim. Çok şey öğrendim. Siyonizmin kurulduğu ev 9. Viyana’da Türkenstrasse 9 numaradaymış. Can videonun başında Siyonizmin kurulduğu evin duvarına çakılan “Siyonizm burada kuruldu” tabelasının resmini de paylaştı. Meğerse 9. Viyana

Yahudilerin yaşadığı bölgeymiş. Türkenstrasse’nin Tuna Kanalı kıyısından sola dönün 2. Paralel sokağın adı Mosergasse’dir. Yani Musa Sokağı. Hiç düşünmemiştim. Tan Can Türkenstrasse’yi anlatınca birden jeton düştü. Mosergasse 11 numaralı evin önüne 14 Eylül 2017'de, Nazilerin katlettiği 19 kişinin anısına bir anıt plaketi yerleştirilmişti. 9 Numaralı evde de arkadaşım Sedat Uyar’ın dairesi var.

Ben Viyana’da 1970’lerin başlarında iki yıl kadar kalmıştım. İlk kaldığım ev 2. Viyana’ydı. Ben sadece 2. Viyana’yı Yahudi mahallesi sanırdım. Bugün de orada bir havra var. 2. Viyana ile 9. Viyana arasında Osmanlı Yahudileri bir de dernek kurmuşlar.

1970’lerde Türkenstrasse’de AFRO isimli bir öğrenci yurdu vardı. Bizim öğrenci derneği de oradaydı. İsveç’e gelmeden önce sekreterliğini ben yapıyordum. Anılarım canlandı. En son geçen yaz Viyana’yı ziyaret etmiştim. Afro’nun lokantası/kantini Mensa dışarıya göre gene çok ucuzdu.

Ne hoş günlerimiz oldu oralarda.

Merkezde, Birinci Viyana’da Theodor Herzl’in evi ve Yahudi Müzesi vardır. Ben o nedenle Siyonizmin tohumlarının orada atıldığını ve İsviçre’nin Basel kentinde kurulduğunu sanıyordum. Gene 1. Viyana’da bir evin köşesinde elinde palasıyla bir Osmanlı yeniçerisinin heykeli vardır. O nedenle Türkenstrasse’nin Osmanlı’dan kalma bir isim olduğunu sanıyordum. Meğer Avusturya’da birçok Hazar beylikleri de kurulmuş. Tan Can ziyaret etmeli Viyana’yı.

Görüyor musunuz neler neler bilmediğimizi ya da yanlış bildiğimizi?

Bilmeyen kuşkusuz yalnız ben değilim.

Bir zamanlar İsveç Antisemitizme Karşı Komite kuruluşunda çalışan Lena Jersenius diye bir arkadaşım vardı. Çok uzun zamandır görmedim, bugün de proje sorumlusu olarak orada çalışıyormuş. Ona Artur Köstler’in 13. Kabile kitabından, Yahudi Türklerden, Hazarlardan bahsetmiştim. Hiç haberi yoktu. Şaşkın şaşkın bakmıştı. “Ne anlatıyorsun, Türk ayrı Yahudi ayrı”...

Diyesim, Tan Can’ın kitabı, daha derli toplu bir şekilde Yahudilere, Türklere ve Batılılara seslenebilecek şekle getirilmeli ve İngilizce, Almanca ve başka dillerde yayınlanmalı.

Bu bilgiler, belgeler Türkler açısından olduğu kadar dünyaya at gözlüğünden bakanlar açısından da önem taşıyor. Tan Can’ın kitabı sona ererken Siyonizm, İsrail yanlısı bir taraf tutma eğilimi taşımasına karşın bir bütün olarak görüş açımızı genişletiyor, ayrılıklardan çok ortak yanlara işaret ediyor.

İyi okumalar