Milli Hüsran
Bu kadar yıl umutla beklediğimiz, uğruna hayaller kurduğumuz Dünya Kupası bizim için maalesef erken bitti.
Bu kadar yıl umutla beklediğimiz, uğruna hayaller kurduğumuz Dünya Kupası bizim için maalesef erken bitti.
Aslında bu sonuç çok da sürpriz olmadı. Sürece baştan sona baktığımızda, yaşanan hayal kırıklığının işaretleri daha önce ortaya çıkmıştı. Kadro tercihleri, oyun anlayışı ve saha dışındaki atmosfer, bu başarısızlığın temel nedenleri arasında yer aldı.
Menajerlerin ve kulüplerin gönlü olsun diye hak etmedikleri hâlde millî takıma çağrıldığını düşündüğüm oyuncular vardı: Samet Akaydın, Altay Bayındır, Kaan Ayhan, İrfan Can, Merih Demiral, Eren Elmalı ve Ersin Destanoğlu.
Öte yandan millî takımda olması gerektiğini düşündüğüm isimler de vardı. Aral Şimşir, Mustafa Eskihellaç, Semih Kılıçsoy ve en başta Fransa’da harika bir performans sergileyen Berke Özer kadroda değerlendirilmesi gereken oyuncular arasındaydı. Kadro adaletine yönelik soru işaretleri, turnuva başlamadan önce bile tartışmaların odağındaydı.
MONTELLA’NIN İNADI
Forvetsiz oyun sistemi
Montella’nın en çok eleştirilen tercihleri arasında forvetsiz oyun sistemi yer aldı. Bu taktik bize açık oynayan takımlara karşı, özellikle Gürcistan ve Avusturya maçlarında işe yaramış olsa da Romanya ve Kosova gibi daha savunmacı takımlara karşı kilidi açmakta ne kadar zorlandığımızı gösterdi.
Bu nedenle birçok kişi, gruptaki rakiplerin oyun anlayışlarına bakıldığında sistemin ABD karşısında işleyeceğini düşünüyordu. Ancak Dünya Kupası’na Avustralya ve Paraguay maçlarıyla başladık ve Dünya Kupası tecrübesi bulunan bu iki ekibe karşı da aynı anlayışta ısrar edildi.
Sonuç ise ağır oldu. İkinci maçın sonunda havlu attık. Paraguay maçı ise bu sürecin özeti gibiydi. Uzun süre eksik oynayan rakibimiz karşısında puan bile alamadık. Bu tablo, teknik heyetin tercihlerini daha fazla sorgulanır hâle getirdi.
FUTBOLCULARIN VE MONTELLA’NIN AÇIKLAMALARI
Sahadaki kötü sonuçların ardından yapılan açıklamalar da taraftarı tatmin etmedi. İlk maç sonrasında yapılan açıklamalar, sosyal medyanın futbolcular üzerinde etkili olduğunu gösteriyordu. Ancak böylesine büyük bir turnuvada bunun bir mazeret olarak görülmesi mümkün değildi.
Beklenen, eleştirilere cevabın sahada verilmesiydi. Fakat ikinci maçın ardından da yeni bir hayal kırıklığı yaşandı.
Montella’nın açıklamaları da kamuoyuna güven vermedi. Teknik direktör olarak ileriye dönük bir umut ışığı ortaya koyamadı, taraftara güven aşılayamadı. Böylece saha içindeki sorunlar, saha dışındaki iletişim eksikliğiyle birleşti.
SAHA DIŞINDAKİ GÖRÜNTÜ
Sahadaki başarısızlığın yanında, saha dışındaki görüntü de eleştirilerin hedefi oldu.
Bol bol videolar, bol bol reklamlarda boy gösterme ve TFF başkanının villa vaatleri… Tüm bunlar spot ışıklarını üzerlerine çekmeyi başardı. Ancak iş futbola geldiğinde Dünya Kupası sahnesinde beklenen performans ortaya konulamadı.
Bir Haiti, bir Curaçao kadar olamadılar. Kulağa sert gelebilir ama Dünya Kupası’nda mücadele eden her takımın ortaya koyduğu karaktere bakıldığında bu eleştirinin neden yapıldığı daha iyi anlaşılır. Kısacası millî formanın ağırlığını taşıyamadılar ve bu turnuvada tam anlamıyla sınıfta kaldılar.
BUNDAN SONRA YAPILMASI GEREKENLER
Bu hayal kırıklığından ders çıkarılacaksa öncelikle bazı temel adımlar atılmalıdır:
- Millî takımda önce kadro adaleti, ardından forma adaleti sağlanmalıdır.
- X futbolcuyu dinleyen bir teknik direktör değil, kendi seçimlerini özgürce yapabilecek; kulüplerin ve menajerlerin maşası olmayacak bir teknik direktör göreve getirilmelidir.
- Berke Özer dâhil herhangi bir futbolcuyla yaşanan sorunlar kamuoyuna şeffaf biçimde açıklanmalıdır.
- TFF Başkanı istifa etmelidir.
- Millî takım ile halk arasındaki bağ yeniden güçlendirilmeli, birlik ve kenetlenme sağlanmalıdır.
- Bu altın jenerasyona gerekli mental destek verilmeli ve oyuncular doğru şekilde yönlendirilmelidir.


Yorumlar (0)