Vapurdan Çıkan Yolcular
Ağzımdaki pas tadı, zihnimdeki her şeyi bir sis bulutuna çeviriyordu. İki devasa gölge koluma girmiş, beni koridorun sonundaki o rutubetli karanlığa doğru sürüklüyordu. Kaptan, masasının arkasında durmuş, sanki az önce dişlerimi döken o değilmiş gibi büyük bir titizlikle yakasını düzeltiyordu.
"Bak evlat," dedi Kaptan, sesi şimdi bir babanın öğüt verişi kadar yumuşak ama bir o kadar da zehirliydi. "Senin suçun sadece ’yanlış’ kelimeyi kullanmak değil; senin suçun, gerçeği güncellemeyi reddetmek. Bizim sözlüğümüzde artık ’düşman’ yok, sadece ’henüz tanışılmamış dostlar’ var. Ebedi Reyiz böyle diyor. ’’
Eski Suçum: Terör örgütüne terör örgütü dememek.
Yeni Görevim: Onların "demokrasi şölenini" alkışlamak.
Cezam: Tabutlukta, yeni sözlüğü ezberleyene kadar sessiz kalmak.
"Neden?" diye sordum, ama bu sefer sesim sadece bir hırıltıydı. Eksik dişlerimin arasından sızan kan, gömleğime damlıyordu.
"Çünkü," dedi Kaptan, ekrandaki sabıka kaydıma son bir kez tiksinerek bakarken, "Özgürlük, bizim size verdiğimiz bir ödevdir. Eğer sen bu ödevi ’terör’ diyerek bozarsan, biz de senin ağzındaki o ’bozuk’ kelimeleri söküp alırız. Bak, şimdi ne kadar da uyumlusun. Hiç direnmiyorsun."
Gerçekten de direnmiyordum. Dizlerim yerle temas etmiyordu bile; kollarımı tutan o iki kütle beni bir çuval gibi taşıyordu. Tabutluğun kapısı gıcırdayarak açıldığında, içerideki zifiri karanlık beni bir dost gibi selamladı.
Kaptan arkamdan seslendi: "Unutma! Terör örgütü dostumuzdur, attıkları her kurşun ise özgürlüğe sıkılmış bir parfümdür. Bunu sindirene kadar burada kalacaksın."
Kapı üzerime kapandı. Karanlıkta tek duyabildiğim, kendi kesik nefesim ve ağzımdaki o metalik, paslı demokrasi tadıydı. Zihnim boşalmıştı; vapurdan inenleri izlemekten bile daha etkili bir boşluktu bu. Artık ne kedimin maması vardı aklımda, ne de yarım kalan cümlem. Sadece yeni yasaya göre "dostlarımın" beni ne zaman kendimden sileceğini merak ediyordum.
Tabutluğun kapısı üzerime kapandığında, zifiri karanlık bir battaniye gibi çöktü. Duvarlar o kadar dardı ki, omuzlarım betonun soğukluğunu her nefes alışımda hissediyordu. Sessizlik bekliyordum ama içerisi, fısıltılardan örülmüş bir arı kovanı gibiydi.
"Yeni misin?" diye bir ses geldi tam tepemden. Ya da belki de ayak ucumdan, yön duygumu yitirmiştim.
"Evet," dedim, eksik dişlerimin yarattığı ıslıkla. "Terör örgütüne ’dostumuz’ demeyi unuttuğum için buradayım."
Yan taraftaki bölmeden gelen ses, sanki bir kağıdın yırtılması gibi pürüzlüydü:
-"Benim suçum daha ağır evlat. Ben dün sabah fırından ekmek alırken ’Hava ne kadar kötü’ dedi
-"Eee? Bunda ne var?"
-"Olur mu? Yeni yasaya göre güneşin doğduğu her gün bir ’meteorolojik bayram’ sayılıyor. Havaya kötü demek, merkezi yönetimin neşesine suikast düzenlemekmiş. Şimdi burada yağmurun aslında bir ’sıvı güneş ışığı’ olduğuna ikna olmaya çalışıyorum."
Biraz öteden başka bir ses araya girdi. Sesi daha genç, daha enerjik ama bir o kadar da çatlaktı:
"Sizinkiler yine iyi," dedi. "Ben dün sosyal tabloya ’İşkence yanlıştır’ yazdım. Kaptan beni buraya getirdi ve dedi ki: ’Evlat, işkence diye bir şey yoktur. Bu sadece bedensel bir farkındalık eğitimidir. Biz senin sinir uçlarını özgürleştiriyoruz.’ Şimdi her vurduklarında ’Teşekkür ederim, biraz daha özgürleştim’ dememi bekliyorlar."
Ağzımdaki demir tadı yavaş yavaş metalik bir şekerlemeye dönüşmeye başlamıştı. Belki de Kaptan haklıydı. Belki de o yumruk, aslında suratıma konmuş sert bir öpücüktü.
"Peki," dedim karanlığa doğru. "Şimdi ne yapacağız? Ne kadar kalacağız burada?"
"Kelimelerin anlamı tamamen silinene kadar," dedi yaşlı olanı. "Zihnin bomboş bir kağıt olduğunda, Kaptan gelip üzerine yeni kelimeleri yazacak. O zaman ’acı’ dediğin şeyin aslında ’coşku’ olduğunu anlayacaksın. Bak, senin dişlerin dökülmedi; aslında ağzındaki gereksiz kalabalıktan kurtuldun. Daha rahat nefes almıyor musun? Aylık, haftalık, yıllık güncel vatandaş siyaset bültenlerini kaçırmamak gerek. Geçen yıl ’ Ulu Reis’ dememiz gerekirken sadece ’ Reis ’ dediğimden bir hafta burada güncellemeye almışlardı beni.’’
Düşündüm. Gerçekten de hava, o leş gibi rutubet kokusuna rağmen ciğerlerime daha kolay doluyordu. Ya da ben öyle olduğuna inanmaya başlamıştım.
"Haklısın," diye mırıldandım. "Özgürlük ve demokrasi çerçevesinde dişlerim ağzımdan tahliye edildi."

